14 Şubat 2010 Pazar

BAŞBAKANIN ÖZSÜZ MANTIĞI BENİ KAHRIMDAN ÖLDÜRECEK

Sabih Kanadoğlu, Akp hükümeti’nin, anayasa değişikliği yapamayacağı konusunda görüş açıkladı. Dedi ki: (Akp Hükümeti) laik, demokratik Cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmiş olduğu için ne reform ne de anayasa değişikliği yapmaya hakkı yoktur.’’

Sabih Kanadoğlu; Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı'dır.

Anayasa Mahkemesi, ülkenin en yüksek mahkemesidir ve uzman hukukçulardan, yargıçlardan oluşur. Yani Abd’lilerden ya da garsonlardan ya da Vikingler’den ya da uzaylılardan oluşmaz.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan; Kanadoğlu’nun bu açıklamasına akıllara zarar bir sert bir tepki gösterdi ve dedi ki: ‘’ Kanadoğlu’nun bu açıklaması, akıllara zarar bir akıldır. Biz seçimle gelmiş demokratik bir hükümetiz; yasa da yaparız, reform da, anayasa da. Bizi uzaylılar değil bu millet seçti, ’’ dedi…

Ben inanıyorum ki lise kompozisyon dersinde, başbakanın bu açıklamasını, ben yazmış olsaydım, iyi bir not alamazdım. Hele bu açıklamayı; hukuk fakültesine gidiyor olsaydım da sınavda yapmış olsaydım, öğretimciler bana gülerlerdi.

Neden mi?

Şöyle düşünelim: Kirada oturduğumuz evi, ev sahibi ile demokratça anlaşarak tuttuğumuz için, o evde her şeyi yapmaya hakkımız olur mu? Eve girer girmez duvarları delik deşik etmeye, eve zarar vermeye, kapı ve pencere doğramalarını yakmaya başlamışsak, ‘’ Ben bu eve sözleşmeyle demokratça girdim ancak sözleşmem bitince çıkarım, ’’ diyebilir miyiz?

Demek ki başbakanlar; hukuk da bilmek zorundalar. Kiraladığın eve yapamadığını, bir ülkenin meclisinde de yapamazsın, ülkesine de yapamazsın.

Akp Hükümeti’in ‘’ laik, demokratik Cumhuriyet aleyhine eylemlerin odağı olduğu, ’’ kararını; bu ülkenin en yüksek hukuk kurumu vermiştir yani bahçıvan, manav, marangoz vermemiştir.

Başbakana derim ki: Bu millet ( ulus, toplum, halk) sizi seçtiğinde; Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı yoktu ki! Seçime girerken dediniz mi millete, ‘’ Biz demokratik, laik, Atatürkçü Cumhuriyet karşıtı eylemlerin odağı olacağız, bize öyle oy verin, ‘’ diye!

Bir zamanlar, astığı astık, kestiği kestik kırala söylenmeye başlamış halk: ''İyi valla; ne edip ne yapıp iktidara gel, sonra da ‘’ Beni Millet seçti, ‘’ diye istediğini yap! Öyle ki '' En kıral ülke mahkemesi'’ni bile tınlama!'' Kırala sorarlar : '' Kızın, kendi isteği ile, demokratik olarak evlendi diye eşinin, ona her istediğini yapma ve hukuku, yasaları çiğneme hakkı var mı?'' Müslüman kırala sorarlar: ''Damadın, domuz eti yemeye, içki içmeye başlasa ne yaparsın? Kırala sorarlar: Çocukların domuz eti yemeye, içki içmeye başlasa ya da Hıristiyan olsa ne yaparsın?'' Kıral, bu sorular karşısında çok öfkelenmiş anında ve buyruk vermiş: Bunlara bana baş kaldırıyor, beni yıkmaya çalışıyor, tez zindanlara atıla.

Akp Hükümeti hakkında bu kararı veren kurum, ülkenin en yüksek hukuk kurumu. Ve Akp hakkında bu sözleri söyleyen Kanadoğlu, bu ülkede başsavcılık yapmış bir hukukçu. Ama başbakan, Akp onları takmıyor, ‘’ biz uzaylı mıyız?’’ diyor! Peki başbakan; Anayasa Mahkemesi ve Sabih Kanadoğlu uzaylı mı?

Başbakan garip bir mantık göstermiş ve demiş ki: ‘’ Chp dönemi dikta, sivil faşizm, ’’ dönemidir. Başbakana sorarım, sen, faşizmin temel tanımını biliyor musun? Bunu bilmen için; kapitalizm, emperyalizm gibi sözcükleri de bilmelisin. Bunları bilmen için de; Karl Marx’ı, Lenin’i; ekonomi politik bilimini , artı değeri de bilmelisin. Ama zaten bunları bilen insan; Abd, Ab yani emperyalizm karşıtı olur, işçi sınıfından, emekçilerden yana olur! Emekçilerden yana olan insan da; grevci, direnişteki işçilere karşı insanca, bilimsel, ulusal ve saygıyla, sevgiyle yaklaşır. Tekel işçileri yerine, Tüsiad işverenleri gösteri, direniş, eylem yapıyorlar olsalardı başbakan; Tekel işçilerine davrandığı gibi mi davranırdı; Tekel işçilerine dediği gibi Tüsiad işverenlerine de ‘’ Haddinizi bilin!’’, mi derdi? Demek ki ortada bir ayrımcılık var.

Başbakana söylerim ki diktatörlük yalnızca ne tek bir kişiyle ne de tek bir partinin varlığı ile olmaz; çok partinin olduğu yerlerde de olur. Bir başbakan, hükümet; ‘’ Biz buraya demokratik seçimle, Millet oyuyla geldik’’, deyip istediğini yapıyorsa, öyle ki ülkenin en yüksek hukuk kurumunca bile, hukuk dışına çıktığı için yaptırım, uyarı alıyorsa; ve o parti, o başbakan yine de istediğini yapıyorsa; işte o parti, o başbakan diktatördür. Ve diktatörlükleri de Tüsiad’a değil de Tekel işçilerine tutumlarıyla somutlaşır.

Bence başbakan; yüksek okulda yalnızca ekonomi ve ticaret öğrenmiş; ekonominin felsefesini ve mantığını değil. Felsefe ve mantık bilmemek, her insan için en büyük eksikliktir. Hitler’i Hitler yapan da felsefe ve mantık bilmemesi, yaşamın kaba gerçeklerine dört elle sarılmasıydı. Başbakan iktisat okuduğu için bilir ki büyük iktisatçı Keynes, ‘’ Büyük iktisatçıların arkalarında büyük filozoflar vardır, ‘’ demiştir. Bence başbakan bu nedenle önce felsefe ve mantık öğrenmeli çünkü Sabih Kanadoğlu’na verdiği yanıt, üzgünüm ki felsefeye ve mantığa göre tutarlı yanıt değil; yanlış, geçersiz bir yanıt. ''Yüksek okul okumak ile fakülte okumak arasında her zaman önemli bir fark var'', derim ben.

Ben başbakanın, Sabih Kanadoğlu’na yanıtını, akıllara zarar bir akıl olarak değerlendiriyorum.

Referandum meraklısı hükümet’e önerim: Akp demokratik ve laik Cumhuriyet’e karşı eylemlerin odak noktası olmuş mudur, olmamış mıdır? Bunu referanduma götürsün önce.

Ama halkın oyuna, iradesine, referandumuna önem verenler unutmamalı ki; halkın oyuna bu kadar önem veriyorlarsa, bekar kızları varsa, kapılarını ilk çalan bekar erkeklere de kızlarını, '' halk oyuna, halk iradesine uymak gerekir, '' diye verirler mi acaba? Kendi çocuğuna yapılmasını istemediğinin, ülkeye de yapılmasını istememeli insan bence.

Zaten başbakan; domuz gribi aşısı olmayarak pek örnek gördüğü ‘’Milleti’ne kötü örnek olmuştur ki bu bile suçtur. Yani Millet’e referanduma gidecek olanlar gerçekte; hukuk alanında da sağlık alanında da ‘’Millet’e’’ kötü örnek olmuşlardır. Yani ne hukuku ne bilimi takmaktadırlar.Şıracının şahidi bozacı, sözüne benzemesin bu iş?

Başbakan dedi ki; '' Meclisin %65'ine ya da %10'una da sahip olsa bir partiyi, yargının, hukukun, adaletin, anayasanın kapatması yanlıştır. Partileri ancak meclis kapatmalı. Gelişmiş ülkelerde böyle çünkü''. Bu ne mantık dışı bir şey böyle? Bir partinin milletvekilleri, kendi partilerini kapatırlar mı hiç? Bunu söylemek akılla, mantıkla, bilimle, insanlarla dalga geçmek gibidir. Gelişmiş ülkeler dediği de, Hristiyan ülkeler! Yani müslüman olduğunu söyleyen bir başbakan, %99'unun müslüman olduğu söylenen bir topluma, Hristiyan ülkeleri, Hristiyan toplumları örnek, ölçüt ve gösterge gösteriyor! Pes doğrusu artık. Bu hükümet; ne İslamiyet'in ne aklın ne mantığın ne bilimselliğin ne laikliğin ne demokratlığın hükümeti değildir bence. Yalnızca ve yalnızca ticaretin, ekonominin, malın, paranın hükümetidir. Çünkü akılla, mantıkla, bilimsellikle, İslamiyet'le ilgisi yoktur bence. Ne bilim ne hukuk ne ulusallık dinlememektedir. Ülke, kaptanı ölmüş bir gemi gibi fırtınalı denizde başı boş kalmıştır. Bu hükümet; %65'lik oy oranına karşın zayıf bir hükümettir çünkü bilimle, mantıkla, Türklük'le, dinle ilgisi yoktur gerçekte bence. Güçlü görünmesinin tek nedeni; düşmanlarının bilinçsizliği, bilgisizliği, mantıksızlığıdır. Kafası çalışan, bilge bir muhalefet olsa, bu hükümet, üç ayda, yasal yollarla çöker. Bu hükümeti ayakta tutan tek şey; cehalet, mantıksızlık, barbarlık, sorumsuzluk, bencillik, yozluktur. Yoksa şu an ki anayasaya göre bile yasa dışıdır. Bu hükümeti yaşatan tek şey, muhaliflerin bilgeliksiziliği, beceriksizliği, yozluğu ve korkaklığıdır... Türkiye tarihinde iktidar olmak hiç bu kadar kolay, rahat olmamıştır çünkü karşısında bilge, yiğit, bilimsel bir muhalefet yoktur. Muhalefet, iktidardan daha yoz çünkü. Atatürk yaşıyor olsaydı, hiç bu kadar çok utanmış olmazdı yaşamında.

Ne başbakan ne Akp bu Millet'in oy verdiği başbakan ve Akp değil artık. Bu Millet; Anayasa'ya uyacağına söz veren bir başbakana ve hükümete oy verdi çünkü. Ve Anayasa Mahkemesi'nin de Onursal Başsavcının da kararına göre; ne başbakan ne Akp; seçime katılan başbakan ve Akp değil....

Bence artık bu hükümetin; Türk Ulusu'nu temsil özelliği kalmadığı için Türk Ulusu'nu temsil hakkı da ve Türkiye'yi yönetme hakkı da kalmamıştır. Çünkü ulus kavramına da Türk Ulusu kavramına da ters düşmüş hatta ihanet etmiştir. Bu hükümet artık iyice akıla, insana ve ülkeye zarardır. Destekçilerinden de açıktır bu durum.

Necdet Gürçiftçi

(Bir Türk bilgesi)

2010-şubat